11 Kasım 2011 Cuma

Singh ve Ishioka iş başında


"The Fall" filminden tam 4 sene sonra 2 film ile birden izleyici karşına çıkmaya hazırlanan Tarsem Singh ve o filmlerin etkileyici görüntülerinde birinci elden payı bulunan kostüm tasarımcısı Eiko Ishioka, bir kez daha kafa kafaya vermişler ve ortaya iki film çıkmış. Biri mitolojik bir öykünün, diğeri bir masalın yeniden uyarlanmış hali. "Immortals" bugün itibarıyla sinemalarda, "Mirror, Mirror" ise vizyona çıkmak için sıra bekliyor. İnternete düşen fotoğraflara bakılırsa, iki filmde daha önceden seyredip aşina olduğumuz bir stilin izlerini taşıyor. 


Theseus'un kötülere karşı mücadelesini (en basit haliyle!) anlatan "Immortals", fragmanından gördüğüm kadarıyla fazlasıyla tanıdık geldi bana. Daha önce yine mitolojik bir konuyu perdeye taşıyan "300" filmine benziyor sanki. Görmeden çok konuşmamak lazım ama büyük ekranda seyredilmesi farz filmlerden. Kostümler ise Ishioka'nın yaratıcı dehasının süzgeçinden geçmiş yine, Antik Yunan'ın o hep bildiğimiz kıyafetleri fantastik bir tarzda yorumlanmış. Kostümlerde dore, sarı ve kırmızı renkleri göze çarpıyor. Daha önce "The Fall" filminde çokça gördüğümüz ilginç tasarımlar da yok değil. 


İkilinin"Immortals"'dan sonraki çalışmaları ise Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalının uyarlaması. Bu masal sadece Tarsem Singh'ın değil başkalarının da ilgisini çekmiş olmalı ki, beyazperdeye aynı masalının farklı bir uyarlaması daha gelecek. "Mirror, Mirror"'un henüz trailerı yayımlanmış değil, ama diğer uyarlama "Snow White and the Huntsman"'ın trailerı, masalın klasik halinden çıkarak oldukça farklı ve etkileyici bir çalışma ortaya koyduklarını gösteriyor. Bekleyip göreceğiz. O zamana kadar filmin etkileyici trailerına göz atmak isteyenler şuraya tıklayabilir. "Mirror, Mirror"'a geri dönecek olursak, fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla Singh masala daha sadık bir iş çıkartrmış gibi gözüküyor. En azından bu filmde yedi cüceleri görebildim! Kötü kraliçeyi Julia Roberts'ın, prensesi ise taze bir yüz Lily Collins'in canlandırdığı filmde Ishioka, kostümleri öyle bir tasarlamış ki, bir masalın içinde olduğunuzdan bir an bile şüpheye düşmeyebilirsiniz. Tasarımcı izleyiciyi şaşırtacak dizaynlarını bu filmden de esirgememiş. Özellikle Lily Collins'in kuğu şeklindeki şapkasını gördüğümüz balo fotoğrafları çok şey vaat ediyor. Her iki filmin sadece fotoğraflarına bakarak ancak bu kadar yorum yapabiliyorum ama ortada heyecan verici bir şeyler olduğu kesin. Tarsem Singh ve Eiko Ishioka beraberliği her zaman hem sinemasal hem de gözümüze hitap eden görüntüler açısından üzerinde konuşulmayı hak eden şeyler ortaya çıkartmayı beceriyor. 


5 yorum:

Cüneyt Karakuş dedi ki...

Tam da The Fall izlerken (daha doğrusu birkaç dakika ara vermişken:) ne güzel bir tesadüf... Bazen öyle birikiyor ki izlenecekler listesi, şunu izleyeyim, bunu izleyeyim derken bir de bakmışım 2 yıldır The Fall izleyeceğim. Neyse kısmet senin keyifli yazıya denk gelmekteymiş...

Clea dedi ki...

aa ne güzel olmuş! daha önceden Eiko Ishioka hakkında bir yazı yazmıştım, orada yer vermiştim The Fall'ın fotoğraflarına. ben izleyeli epey oldu. çok naif bir filmdir aslında. görüntüleri harika. ben de bazen şunları izleyeyim diyorum ama bir türlü sıra gelmiyor onlara. bir kenarda bekliyorlar yazık:p mesela şimdi Varda'nın Cleo'sunu seyretmek istiyorum, bakalım ne zaman sıra gelecek:)

Vuslat AKTEPE dedi ki...

300 filmini sevmemiştim. Mitolojik filmlerden pek hoşlanmıyorum aslında. Bir mitoloji yaratımı, şimdiki karşılığı ile bir ideoloji yaratımıdır ve dönemsel üst yapı ilişkilerine, dikkat kesilir. Bu anlamı ile çözülemeyecek bir mitoloji ise olduğu gibi fantezi sınıfına giriyor ki Holüvud bunu pek bir beceri ile yapıyor. Zaten kostümlerin genel görüntüsü de fantezi durumunda kalmış. fotoğraflarda beliren tonlamayı dikkate aldığımızda en iyi ihtimalle durum bu. Bunun yanında bu tür filmlerde pek de başarılı olamayan, kurgu, oyunculuk açığını görsellik tamamlıyor ve bazen sırf görsellik için izlenebiliyorlar.
Masalsı anlatımların uyarlamalarında da durum bundan farklı değildir aslında. Anlatının onu yaratan öz ile olan bağını kopartınca geriye çok kuru bir biçim kalıyor. Üzücü olan da bu. Onca emek, görsellik, süreç kuru bir biçimin gölgesinde savrulup gidiyor.
Fakat madem konumuz görsellik ben Fall filminde de aynı tasarımcının imzası olduğunu bilmiyordum. Açıkçası kostümkonusunda öyle özel bir yaratıcılığı olduğunu düşünmüyorum Fall'dan doğru yola çıkarak. Resimlerde ki kostümler de bana öyle aman aman bir yaratıcılık, farklılıkla hitap etmedi...
Ya bu yorum boyunca her şeye itiraz eden yaşlı amcalar gibi oldum. Düzeltme: Bu filmlere gidilmeden yapılan tüm bu yorumlarım ayağı havada ifadelerdir. Ve derhal bu filmlere gidilmeli, görülmelidir...

Ps: Yurttaş Kane filminde ki masa sahnesine hiç dikkat ettin mi? Ben yeni fark ediyorum. İlk defa bu denli muazzam bir odaklama gördüm. Masa boyunca en uçtan sona kadar odak sabit. Garip!
Sevgiyle...

Clea dedi ki...

Vuslat,
300 filmini ben izlemedim ama bazı sahnelerini gördüm ve fazlasıyla aşinayım o tarza. o tarz filmleri ben de sevmem ama sebebi mitolojik olmaları değil, üzerinde fazlaca oynanmış görüntüleri ve basit Hollywood mantığındaki hikayeleridir. Mitolojinin bir ideoloji yaratıp üst sınıf ilişkilerine eğilmesiyle ilgili düşüncene maalesef katılamayacağım. mitolojinin çok gizemli, çok zengin hikayeler anlattığını ve çok daha derinlikli bir şey olduğunu düşünüyorum çünkü. tabii mitolojiyi sürekli Hollywood usulü filmlerden izliyorsan o başka. zaten o tarz filmlerin sadece mitolojik olanlarında değil neredeyse hepsinde var. romantik komedileri düşün.
gelelim kostüm kısmına. bazı şeyler kişinin kendi beğenisine kalmıştır tabii ama The Fall filminden yola çıkarak yaratıcılık göremiyorum demek biraz istisnai bir durum olabilir. çünkü Ishioka'nın tasarımları özellikle Fall'da çok uç noktalardaydı. güzel ya da kötü diyebilirsin ama yaratıcı olmadığını söylemek biraz haksızlık olmuş sanki:) Immortals'ın kostümlerine bir bak, alışılagelmiş mitolojik kostümlere benziyor mu? Tabii bir de yönetmenin anlattığı hikayeye ve onun nasıl bir dünya kurmak istediğine göre de hareket etmelisin. neyse, daha önceden de demiştim sanırım onu bunu boşver bize bir şey olmasın!( hah ha o kadar savunmadan sonra böyle bitirebileceğimi tahmin etmezdin di mi?:p )
sen sürekli itiraz eden yaşlı amcalar deyince aklıma Muppet Show'daki Statler and Waldorf geldi. ben bayılırdım onlara, yani bu da demek oluyor ki seviliyorsun bunu bil:)

hamiş: Yurttaş Kane'i yalayıp yutalı çok oldu dostum. demek sen şimdilerde aydınlanıyorsun:P yakında Barry Lyndon filmindeki ışıklandırma ne harika diyeceksin diye korkuyorum:)

güzel yorumun için teşekkür ederim, çooook sevgiler Vuslat.

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Hımm! Mitoloji ile ilgili olarak evet fikirlerimiz ayrışıyor. Mitoloji dönemsel bir karşılaştırma yaparsak bu günün siyasasına karşılık düşüyor aslında. Gılgameş örneği sümer yayılmacılığı ve birikim süreçlerinin ifadesi olurken, İnanna diyelim, ilk şehir devletleri ve artı değer yaratımı ile doğdan koparılışı ifade ediyor, vb. vb. Mitolojik öyküleri dönemin dilinden, siyasal sosyal yapısından kopardığımızda elimizde kalanlar ise aslında modern çağın peri masalları ile kutsal töz söylemleri arasında sıkışıp kalan bir hayalet olmaktadır. Onun bizlere etkileyici gelen yanı ise Bir Çift Yürek (Marlo Morgan)romanının bir çok insanda yarattığı etkiye benzer. Modernitenin yabancılaştırı etkisine maruz kalan bireyin doğa ve toplum ile tümleşme, yabancılaşma sürecinden kurtulma arayışı... Tıpkı Morgan'ın aborjinlere içkin yarattığı sahte dğnya gibi bizler de o mitolojilerde sahte bir dünya yaratırız hepsi bu. Tabi bu benim fikrim ve elbette sen buna katılmayacaksın.
Ben filmler konusunda öyle çok yetkin bir insan değilim, yalnızca izlerim. Ama garip bir şekilde ilk defa fark etmiştim o sahneyi... Yani bu kadar güzel bir odaklamayı demek istiyorum. Diğer filmi bloğıumda paylaşmıştım zaten bir kaç ay önce...

Ve not o iki huysuza ben de bayılırdım...

Sevgiyle...

Ps: Mitolojiyi holüvud'dan öğrenmek mi! :)