16 Temmuz 2012 Pazartesi

İçsel dünyamız (jartiyer ve askılar yazının içindedir)


Şimdiye kadar şu karakterin ceketiydi, elbisesiydi, şapkasıydı, kolyesiydi inceledim durdum ama asıl ve en önemli dosyayı bugün açıyorum. Kalbimize ve cinselliğimize en yakın yerde duran bu güzellikler, temel işlevlerinin yanında ruhsal dünyamızı zenginleştirip daha iyi hissetmemizi de sağlıyorlar. İnanmıyor musunuz? O zaman bir düşünün bakalım, son derece zarif bir iç çamaşırı takımını giyen kadın dış etkenler tarafından morali bozulmadıkça kendini nasıl olur da iyi hissetmez, mutlu olmaz?:p Ah erkekler, tabii mutlaka siz de iyi hissedersiniz, sizi unutmadım. Sizin iç çamaşırlarınızla ilgili tek sorun, üzerinde konuşulacak çok fazla şeyin olmaması. Bu böyle, bunu kabul etmek lazım, o nedenledir ki filmlerde iç çamaşırıyla görünmüş erkekleri bulmam kadınları bulmamdan bin kat daha zor oluyor. Bunun çok başka bir sebebi daha var tabii ama neyse.  


'Bir filmin içindeki iç çamaşırı görüntüsü' denilince akla gelen ilk görüntülerin erotik bir filme değil de farklı tarzlardaki filmlere ait olması nasıl açıklanabilir? Örneğin Alien, Lost in Translation ya da Psycho. Belki de bu filmlerdeki iç çamaşırlı, dolayısıyla erotizm içeren imgelerin, izleyicinin karşısına beklemediği bir anda çıkması ve bu sayede onların zihninde daha kalıcı bir iz bırakabilmesidir. Aslında Lost in Translation bu konuda en provakatif olan; filminizin açılışını yakın plan kadın poposu (üstelik ünlü bir oyuncu) ile yapıyorsanız illa ki akılda kalır ve hatırlanma konusunda sorun yaşamazsınız. Şimdilerde, perdede iç çamaşırlı bir aktör ya da aktristi görme ihtimalimiz bizden önceki dönemlere göre çok daha fazla olduğundan, bu görüntünün etkileyiciliği filmde kullanılan iç çamaşırının cazibesine de bağlı. Kuşkusuz ki onu taşıyan oyuncuların fiziksel özellikleri de çok önemli ama unutmamak gerekir ki, bir kostüm tasarımcısı giydirdiği oyuncunun vücudunun tüm zaaflarını bilir ve bunları kapatacak şekilde yaratıcılığını sergiler. İki ya da tek parça olan küçük bir kostüm kusurları nasıl kapatır demeyin sakın; türlü türlü kesim ve model var; destekleyici, toparlayıcı, push up, brazilian, bikini ve diğerleri, hepsi bir vücudu daha iyi göstermek üzere tasarlanmış. 

olmak ya da olmamak!

Gilda'nın saçlarını savuruşunun ya da Marilyn Monroe'nin eteğinin havalanmasının izleyiciyi alıp başka diyarlara götürdüğü zamanlardan iç giyim kostümleri içeren bir görüntü bulmak epey zor. Bazı bağımsız filmler ya da Psycho gibi dönemine göre her açıdan yenilikçi sinema örnekleri dışında, bir kadın ya da erkek oyuncuyu iç çamaşırlarıyla perdeye taşımak o zamanlar için oldukça riskli bir durumdu. Zamanın getirdiği her türlü değişikliğe bağlı olarak filmler, onları izleyen izleyici, sansür dereceleri ve tabii iç çamaşırı modelleri de değişti. Bir kadının eteğini biraz kaldırıp bacağını göstererek otostop yapmasından (It Happened One Night) perdede gerçek bir cinsel birleşmeyi (9 Songs) izlemeye kadar giden bir süreç bu. Böyle bir değişimden içsel dünyamızın etkilenmemesi kaçınılmaz.:-)

Ekrem Bora yardımcı öğeleri takdir ediyor.

İç çamaşırı denilince yardımcı öğelerden bahsetmemek olmaz. Korseler, jartiyerler ve onun mutlak gerekliliği çoraplar, etkileyici görünmek isteyen herkesin mutlaka başvurduğu aksesuarlar. Özellikle jartiyer, sinemada kadın vücudu -ve bazen de erkek!- üzerinde en çok görebileceğiniz şeylerden. Göz alıcılık ve dikkat çekicilik konusunda neredeyse yüzde yüze yakın başarı gösterdiği bir gerçek. Ancak pratiklik ve sıcaklık konusunda külotlu çorapla yarışamaz tabii. Bir kızıldereli atasözü der ki; "jartiyeri çoraba takmayı öğrenen insanoğlunun başaramayacağı şey yoktur." Hah ha ha uydurdum, ama ne güzel oldu, keşke bir büyüğümüz söyleyiverseymiş bunu:-) O kadar zor bir şey değil elbette, işin şakasındayım ben, tek dikkat edilmesi gereken uzunlukları ayarlamak ve eğer gerçekten soğuk bir kış günüyse buna değip değmeyeceğine karar vermek.

İç giyim, farklı tarzdaki kumaşları, renkleri, modelleri, aksesuarlarıyla oldukça zengin bir dünya. Sinemadaki yansımaları ise -her zaman değil belki ama- izleyici için ilham verici ve göz alıcı bir seyirlik yaratabiliyor. Aşağıda her zevke hitap edebilecek türden, kimi çok iyi, kimisi ise sıradan ya da kötü filmler içerisinde yer alan örnekleri bulunuyor. Sanırım başka söze gerek yok, eğlenmenize bakın!

Psycho-1960

Lost in Translation-2003  

Alien-1979

Diario de una ninfómana-2008

Mr. and Mrs. Smith-2007

American Gigolo-1980

 Life as We Know It-2010

 Swordfish-2001

 Belle de jour-1967

 Closer-2004

 Eyes Wide Shut-1999

Marie-poupée-1976

 Kid Rodelo-1966

 Le journal d'une femme de chambre-1964

Someone Like You-2001

 Moulin Rouge!-2001

 Another Day, Another Man-1966

 Blade Runner-1982

 Obsessed-2009

 Empire Records-1995

Gomorra-2008

 X-Men: First Class-2011

 Bad Girls Go to Hell-1965

 Sleeping Beauty-2011

Mean Streets-1973

 Simón del desierto-1965

The Devil Wears Prada-2006

To Die For-1995

Almost Famous-2000

 Gouttes d'eau sur pierres brûlantes-2000

 Made of Honor-2008

 Le Divorce-2003

 My Brothers Wife-1966

 The Rocky Horror Picture Show-1975

Layer Cake-2004

 The Women-2008

Camille 2000-1969

The Great Race-1965

 2 Days in the Valley-1996

 The Last Picture Show-1971

 Pierrot le Fou-1965

Nine-2009

Ljubavni slucaj ili tragedija sluzbenice P.T.T.-1967

 Scenes of a Sexual Nature-2006

Working Girl-1988

Festen-1998

 Psyche 59-1964

 Pulp Fiction-1994

 Friends with Benefits-2011

Homecoming-2009 

I Now Pronounce You Chuck & Larry-2007

New Rose Hotel-1998

 The Killer Inside Me-2010

 Last Night-2010

American Psycho-2000

4 yorum:

ELeCTrO dedi ki...

Yanlış hatırlamıyorsam Pretty Woman da baş karakterine Lost in Translation'dakine benzer bir açılış yapıyordu. Alien'deki kullanımı erotik bulmadığımı eklemek isterim. Thelma ve Louise her iki cins için de hoş anlar taşır. Sexo con Amor ise doğal erotizmin zirvesidir kanımca. Javiera Díaz de Valdés dururken Sigourney'in düşük bel çamaşırı? "Oehh" diyor ve pas geçiyorum.

Clea dedi ki...

hmmm Pretty Woman'daki açılışı hiç hatırlamıyorum. Alien'ı henüz izlemediğim için -evet maalesef öyle- yorum yapamayacağım ama Weaver'ın o halini oldukça seksi bulanlar var haberin olsun, bana da hiç fena gelmedi:-) Sexo con Amor'a hemen bakıyorum. çok selamlar, çok sevgiler!

Vuslat dedi ki...

Eskiden iç çamaşırının bir insan için ne denli dikkate değer olabileceğini anlamazdım. Özellikle kadınlar için neden bu denli önemli olduğunu, elbette bunun en önemli sebebi iç çamaşırı mağazasından alışveriş yapmak için yürüyüşün tam ortasında duran kadın arkadaşa eşlik ederken yüze yayılan engellenemez mahcubiyetle kafa önde yürümek zorunda kalmak ve sonucunda aynı mağazada birkaç kadına çarpıp daha çok utanmak yada daha kötüsü birkaç sene önce başıma geldiği gibi bir mankene çarpıp onunla birlikte yere kapaklanmışken (evet doğru) yüzüme onlarca kadın çamaşırının düşmesi durumları da olabilir elbette… Fakat sonra bir filmde otuzlu yaşlarında beyaz slip çamaşır giyen bir erkek görünce iç çamaşırı giymenin de diğer her şey kadar özen isteyen bir pratik olduğunu anladım. Elbette son manken olayından sonra eşlik sürecinde mağazaya girmemek için şuradan bir gazete alayım, şuradan bir kitap bakmam gerekiyor gibi mazeretler konusunda deneyim kazanmamış olmam da etkili oldu diyebilirim.
Filmlerde beliren iç çamaşırları için söyleyebileceğim şey porno ile erotizm için yapılan karşılaştırmalardan farklı olmayacaktır. Garip bir biçimde insanoğlunda incir yaprağı sendromu var gibi geliyor bana. Yani bir biçimi ile pür i pak çıplak bir vücut bizi yeterince sarsmıyor. Gerçek bir ilgi için incir yaprağının örttüğü küçük alanlara ihtiyaç duyuyoruz. Bir şekilde merak duygusuna, gizeme ihtiyaç var sanıyorum. Bilmiyorum… Filmlerde gördüğümüz dekoratif yaprakların yarattığı etkiyi buna bağlıyorum. Ben adetim olduğu üzere hangi kareyi daha çok beğendiğimi söyleyeyim ve bu arada bir de teşekkür edeyim: Öncelikle hey hey de hey hey… Sonunda erkekliğime zeval getirmeden yorum yapabileceğim bir konu başlığını bu blogda görmek ne büyük bir saadet öyle… :) Dedikten sonra American Psycho-2000 desem ne komik olur değil mi? Ama hayır bu fırsatı tepmeyeyim ve “The Devil Wears Prada-2006” diyeyim o halde…
Sevgiyle…

Clea dedi ki...

Vuslat,
bu yazıyı sen rahat rahat yorum yazasın diye yazdım itiraf ediyorum:p incir yaprağı sendromu fikrine kesinlikle katılıyorum. ne güzel de isim bulmuşsun. çıplaklık az da olsa bir gizin arkasına saklandığında çok daha çekici oluyor. tabii bunun tam tersini düşünenlerde epey fazladır, bunu da göz ardı etmeyelim:-) en beğendiğin karede ise iç çamaşırı alışverişi konusundaki engin deneyimlerinin payı var kuşkusuz, zira kusursuz:-)
benden de sevgiler.