I shut my eyes and all the world drops dead;
I lift my lids and all is born again.
( I think I made you up inside my head )*
İnsan ruhunun karanlık taraflarıyla ilgilenmeyi seven Darren Aronofsky, son filmi Black Swan'da dışarıdan zariflik ve incelikle dolu, yakından bakıldığında ise rekabet, hırs ve kıskançlık duygularıyla örülü bir dünyanın içindeki bir karakterin hikayesini anlattı. İnsanın olduğu her yerde karanlık, tuhaf ve kötücül hislerin olması şaşırtıcı değil, ama bir de insanın kendi içindeki karanlık ve kötülükle dolu bir dünya var ki derinliği ve uzandığı yerler sonsuza kadar gidebilir ve bizi her daim şaşırtmayı başarabilir. Filmin yediği yemekten, dışarıda attığı her adıma kadar kontrolü elinden bırakmayan, kusursuz olma peşindeki baş karakteri Nina (Natalie Portman), kuğu gölü balesindeki başrolü kapmasıyla birlikte başlayan tuhaf ve korkutucu bir yolculuğa çıkıyor ve bu psikolojik yolculuğun etkileri, hem fiziksel olarak hem de hayatının içine yerleşen görüntüler ve yanılsamalar olarak kendini göstermeye başlıyor. Nina'nın kendi bedeni ve ruhu içindeki 'doppelganger'ini, karanlık tarafını keşfetmesi ve bunu hayatında tutunabildiği tek şey olan dans ve dansta kusursuz olabilmek için yapması, onun ne kadar yalnız olduğunun ve mükemmel olmayı saplantı haline getirdiğinin göstergesi. Bu ürkütücü zihinsel yolculukta karakterimizin tam tersi davranışlarına sahip balerin Lily (Mila Kunis), Nina'nın ürkütücü zihinsel yolculuğunda, kendisine onu besleyip geliştiren ya da kışkırtan bir alt benlik, bir kötü ikiz olarak seçtiği kişi oluyor. Aronofsky'nin bu psikolojik gerilimi aktarması için seçtiği "kuğu gölü" balesi ise Nina'nın dönüşümünü izleyiciye aktarması açısından son derece elverişli bir hikayeye sahip. Karakterin saflığın, masumiyetin ve kırılganlığın sembolü olan beyaz kuğudan kötülükle dolu siyah kuğuya geçmesi, ancak siyah kuğunun simgelediği her şeyi içinde hissetmesiyle mümkün olabiliyor. Ve bu sayede kusursuzluğa ulaşan Nina, iç huzuruna da ulaşmış oluyor.
Kusursuzluğa ulaşma yolunda kendini parçalayan, dansla varolabilen tek kişi Nina değil elbet, çok daha öncelerde kendini bu sevda uğruna sınıra götüren Michael Powell ve Emeric Pressburger'in The Red Shoes filminin karakteri Victoria Page (Moira Shearer) de yaşamının anlamını dansta buluyordu. Hırslı ve zorlayıcı Boris Lermontov -Vincent Cassel'in canlandırdığı karakterin atası sayılır:)- Victoria'ya "neden dans etmek istiyorsun?" diye sorduğunda aldığı cevap "sen neden yaşamak istiyorsun?" olur. Boris "tam olarak nedenini bilmiyorum ama yaşamalıyım" der, Victoria'nın ise karşılığı hazırdır: "işte benim de cevabım bu". Şu ana kadar kimseye bu şekilde şaşırtıcı ve etkileyici bir karşılık verememenin üzüntüsüyle diyorum ki ne muhteşem bir cevap!
Black Swan'ın giydiklerini incelemeye başlamadan önce filmin kostümleriyle ilgili yaşanmış bir anlaşmazlıktan bahsedeyim. Filmin kostüm tasarımcısı Amy Westcott, ancak sanırım çoğu izleyici filmin kostümlerinin Rodarte markasının sahibi Kate ve Laura Mulleavy tarafından tasarlandığını düşünüyor. Bu düşüncenin nedeni yazılı ve görsel medyada çıkan filmle ilgili tüm haberlerde Rodarte markasının ön plana çıkartılması ve tüm tasarımların Rodarte'ye ait olmasıyla ilgili bir kanı yaratılması olabilir, bilmiyorum. Neyse, yabancı kaynaklardan okuduğuma göre Mulleavy kardeşler belki de 'modacı' olarak sürekli göz önünde bulunmanın verdiği hissiyatla filmin kredilerinde adlarının "kostüm tasarımcısı" olarak geçmesi talebinde bulunmuşlar ya da öyle olmamasına bozulup söylenmişler. Oysa ki Westcott, söylendiğinin aksine Mulleavy kardeşlerin 40 değil sadece 7 kostümü tasarladığını söylüyor ve bu tasarımların kendisi, Aronofsky ve Rodarte kardeşlerin işbirliğiyle oluştuğunu belirtiyor. Bale kostümlerinde Rodarte'nin çizgilerinin etkisi çok açık ve net, ancak filmin tüm kostümlerinin yaratımı ve filmle bütünlüğünün sağlanması 7 kostümden çok daha fazlasını ifade eder. Bu konuyla ilgili eğer meraklanır da okumaya heves ederseniz diye Westcott ile yapılmış bir röportajı buraya bırakıyorum.
Filmin kostümleri üç ana gruba ayrılabilir; karakterlerin gündelik kıyafetleri, dans çalışmaları sırasında giydikleri kıyafetleri ve sahnedeki bale kıyafetleri. Bu üç ayrımın dışında bir de ek olarak Nina'nın yeni baş dansçı olarak sunumunun yapıldığı gece giyilen kıyafetler var. Filmdeki tüm kostümler yaratılan naif, kırılgan, kasvetli ve soğuk dünyaya hizmet edecek şekilde sıkı sıkıya bağlı kalınan bir renk paleti göz önüne alınarak oluşturulmuş. Beyaz ve siyahın iki keskin ucu oluşturduğu renk skalasında pembenin en açık tonları ve grinin siyaha giden çeşitleri var. Nina'nın çocuksu, naif ve kırılgan yapısı pembenin, karanlık tarafa giden bilinçaltının izlediği yol ise grinin tonları ile betimlenmiş. Filmin görüntü yönetimi ve prodüksiyon tasarımında da aynı renkler söz sahibi, zaten kostümler onların kurduğu dünyanın izinden gidiyor. Kullanılan renkleri tek tek seçerek, biraraya getirip bir renk paleti oluşturdum. Umarım topladığım renkler bilgisayarların ekranlarında mutasyona uğramaz :)
Dans çalışmaları sırasında giyilen kostümleri Westcott, New York Balesi ve Amerikan Bale Tiyatrosu'ndaki dansçıları izleyerek, onların giydiklerinden ilham alarak oluşturmuş. Sahnedeki bale kostümleri ise Rodarte ile yapılan işbirliğinin izlerini taşıyor. Nina'nın kuğu olarak lanse edildiği gece giydiği beyaz elbise ise son derece şık bir tasarım. Arkasında ilginç bir sırt dekoltesi bulunan elbise Swarovski kristalleriyle işlenmiş. Ayrıca Swaroski, bale kostümlerindeki pırlantalarda ve set tasarımında kullanılan "chandelier" denilen sanırım avize diyebileceğim aydınlatmalarda da söz sahibi. Aynı gece Winona Ryder'ın canlandırdığı gözden düşmüş balerin Beth'in giydiği gece kıyafeti ise kafayı hafiten sıyırmaya başlamış olduğunun işaretini veren bir tarzda:) Çapraz lame rengi şeritler siyah elbisenin etrafını sarmış, ancak filmi durdurup baktığım halde elbisenin detaylarına tam anlamıyla vakıf olamadım. O nedenle fazla bir şey söylemesem daha iyi:p Bana kalırsa Black Swan'ın kostümleri, filmin ruhuna son derece yakışan çizgileriyle övgüyü hak ediyor. Belki sinemada gördüğümüz en çarpıcı ve göz alıcı tasarımlar değil, ama son derece zeki ve tutarlı bir anlayışla oluşturulmuş ve uygulanmış.
Black Swan bana, yukarıda küçük bir kısmını paylaştığım Sylvia Plath'ın o çok sevdiğim şiirini hatırlatıyor. Bilinçaltımızın, kafamızdakilerin bir sınırı yok; tüm o görüntüler, sesler ve hayaller bir an sonra etrafımızı sarıp içinden çıkamayacağımız karanlık bir dünya yaratabilir. Ve o dünya, her şeyin önüne geçip kendi gerçeğini oluşturabilir. Hangisi daha dayanılmaz onu bilmiyorum; beynimizin yarattığı karanlık mı, yoksa yaşadığımız dünyanın karanlığı mı?
Filmin kostümleri üç ana gruba ayrılabilir; karakterlerin gündelik kıyafetleri, dans çalışmaları sırasında giydikleri kıyafetleri ve sahnedeki bale kıyafetleri. Bu üç ayrımın dışında bir de ek olarak Nina'nın yeni baş dansçı olarak sunumunun yapıldığı gece giyilen kıyafetler var. Filmdeki tüm kostümler yaratılan naif, kırılgan, kasvetli ve soğuk dünyaya hizmet edecek şekilde sıkı sıkıya bağlı kalınan bir renk paleti göz önüne alınarak oluşturulmuş. Beyaz ve siyahın iki keskin ucu oluşturduğu renk skalasında pembenin en açık tonları ve grinin siyaha giden çeşitleri var. Nina'nın çocuksu, naif ve kırılgan yapısı pembenin, karanlık tarafa giden bilinçaltının izlediği yol ise grinin tonları ile betimlenmiş. Filmin görüntü yönetimi ve prodüksiyon tasarımında da aynı renkler söz sahibi, zaten kostümler onların kurduğu dünyanın izinden gidiyor. Kullanılan renkleri tek tek seçerek, biraraya getirip bir renk paleti oluşturdum. Umarım topladığım renkler bilgisayarların ekranlarında mutasyona uğramaz :)
Dans çalışmaları sırasında giyilen kostümleri Westcott, New York Balesi ve Amerikan Bale Tiyatrosu'ndaki dansçıları izleyerek, onların giydiklerinden ilham alarak oluşturmuş. Sahnedeki bale kostümleri ise Rodarte ile yapılan işbirliğinin izlerini taşıyor. Nina'nın kuğu olarak lanse edildiği gece giydiği beyaz elbise ise son derece şık bir tasarım. Arkasında ilginç bir sırt dekoltesi bulunan elbise Swarovski kristalleriyle işlenmiş. Ayrıca Swaroski, bale kostümlerindeki pırlantalarda ve set tasarımında kullanılan "chandelier" denilen sanırım avize diyebileceğim aydınlatmalarda da söz sahibi. Aynı gece Winona Ryder'ın canlandırdığı gözden düşmüş balerin Beth'in giydiği gece kıyafeti ise kafayı hafiten sıyırmaya başlamış olduğunun işaretini veren bir tarzda:) Çapraz lame rengi şeritler siyah elbisenin etrafını sarmış, ancak filmi durdurup baktığım halde elbisenin detaylarına tam anlamıyla vakıf olamadım. O nedenle fazla bir şey söylemesem daha iyi:p Bana kalırsa Black Swan'ın kostümleri, filmin ruhuna son derece yakışan çizgileriyle övgüyü hak ediyor. Belki sinemada gördüğümüz en çarpıcı ve göz alıcı tasarımlar değil, ama son derece zeki ve tutarlı bir anlayışla oluşturulmuş ve uygulanmış.
Black Swan bana, yukarıda küçük bir kısmını paylaştığım Sylvia Plath'ın o çok sevdiğim şiirini hatırlatıyor. Bilinçaltımızın, kafamızdakilerin bir sınırı yok; tüm o görüntüler, sesler ve hayaller bir an sonra etrafımızı sarıp içinden çıkamayacağımız karanlık bir dünya yaratabilir. Ve o dünya, her şeyin önüne geçip kendi gerçeğini oluşturabilir. Hangisi daha dayanılmaz onu bilmiyorum; beynimizin yarattığı karanlık mı, yoksa yaşadığımız dünyanın karanlığı mı?
* Sylvia Plath - Mad Girl's Love Song






























