Take This Waltz, 2011
Uzun süredir bloğa bir şeyler yazmamamın acı getirisi olarak boş yeni yayın sayfasına bakıp duruyorum saatlerdir. Körelmek ya da nereden başlayacağını bilememek bu olsa gerek. İşte bunlar hep yoğun çalışma, yorgunluk, tembellik filan filan... Acı itiraf; birkaç haftadır sadece tembellik, kabul ediyorum. Neyse, konuya direkt bir giriş yapayım o halde. Filmi izleyeli, izleyip de beğenmeyeli epey oldu. Evet, Take This Waltz (Bu Dans Senin) bence çok kötü bir film. İlişkinin sıradanlaşması, yeni heyecanlar, farklı bir beden, hayatın durağanlığı gibi dramatik olarak her zaman ilgi çeken başlıklar filmde içi doldurulamamış ya da şöyle söylemek belki daha doğru doldurulmaya çalışılmış ancak o kadar nafile bir çaba olarak kalmış ki bu, aynı konular üzerinde dönen diğer iyi filmlerin yanında Take This Waltz parodi gibi kalıyor. Başladıktan kısa bir süre sonra beceriksizliğini belli eden film, finale doğru ilerleyen çoğu sahnesinde ise maalesef gülünç duruma düşmekten kurtulamıyor. Misal, izleyeli bu kadar zaman olmuşken Margot'nun yeni ilişkisiyle de sıradanlığa giden yolculuğunu anlatan, cinsel yaşamlarının adım adım değişmesinin aktarıldığı zaman aşımı sahnesi filmi beraber izlediğim justine ile beni kahkahalara boğarak tatlı bir kapanış yapmamızı sağlamıştı. Özgür ruh Daniel karakterinin çekçekcilik yaparak para kazanmasına (güya!), eş konumundaki karton karakterimiz Lou'nun tavuk yemekleriyle bütünleşmesine, Sarah Silverman'ın canlandırdığı Geraldine karakterinin lüzumsuz iniş çıkışlarına ve daha pek çok manasız şeye katlanabilirseniz birkaç iyi an yakayabilirsiniz tabii filmde ama ne derler bozuk saat bile... yani o kadar olsun artık.
Sarah Polley'in yönetmen olarak adını duyurduğu bir önceki filmi Away From Her bu filme göre çok daha yetkin, söylemek istediğini sakin bir dille aktarabilen bir filmdi. Sanırım varolan bir metinden yola çıkılmış olması ve Polley'in senaryo yazımında yalnız olmamasının bu duruma katkısı büyüktür. Keşke yönetmenimiz görsel olarak yarattığı pastel dünyayı oluşturan, neredeyse milimetrik olarak hesapladığı renk kullanımı üzerine kafa yorduğu kadar diğer can alıcı noktalar üzerine de titizlenseydi. Sıcak tonlardaki renklerin ekranda cıvıldadığı bu görsel dünya bile maalesef o kadar 'yapılma' duruyor ki ilgiyi dağıtıyor, her bir noktanın hesaplı boyanışının belli olması sahici bir atmosferin oluşmasına izin vermiyor. Almadovar filmlerinin 'ben buradayım' diye bağırmayan görsel dünyası ne kadar doğal ve ne kadar filmin içindeyse burada da o kadar iğreti. Pek tabii kostümlerde bu renkli tasarıma hizmet eden nitelikte. Ama en azından bu noktada aşırıya kaçılmamış. Ortada kırmızı, mavi, sarı, turuncu ve yeşilin en canlı tonlarından basit ama sevimli elbiseler, gömlekler, tişörtler var. Michelle Williams'ın canlandırdığı Margot karakterinin sürekli değişen modanın rüzgarından uzak, kendine has, romantik bir stili var. Kostüm tasarımcısı Lea Carlson Margot'nun gardrobunu bazı parçaları yeni, bazılarını ise vintage kıyafetler kullanarak oluşturmuş. Karakteri sadece sevimli bir kılığa büründürüp bunun üzerinden bir çekicilik yaratmak yerine sıcak, doğal bir tarz yaratmak istemiş. Filmin iki erkeği ise film boyunca rahatlığın ön planda olduğu gömlekler, tişörtler ve spor ayakkabılarla dolanarak filmi tamamlıyorlar.
Leonard Cohen'in o güzel şarkısından ismini alan Take This Waltz, ilişkiler üzerine sağlam tespitlerde bulunup keyifli bir seyirlik olarak tavsiye edeceğim bir film değil. Maalesef filmde yer alan o güzel renkler ne filmin içindeki ilişkileri, ne de filmin kendisini kurtaramıyor. Çok değil Polley'in filminden bir sene önce yine Michelle Williams'ın başrolünde olduğu, 2010 yılında izleyici karşısına çıkan Blue Valentine ise Take This Valtz'un sahip olmadığı her şeye sahip, gönül rahatlığıyla henüz izlememiş olanlara önerebilirim. Bu filme ise Williams'ın üzerinde taşıdığı renkli ve şirin stili görmek için göz atabilirsiniz. Biraz acımasız mı oldu? Eh hayat da öyle, aşk da, ne yapalım? :-)
















-387.jpg)


